Ahmet Ekmel Karaman
4 min readNov 22, 2022

--

var mı bilen başıma seni saranlar arasında adını
mantık mı diyorlar idrak mısın hafıza mı
sahici bir şeysen eğer söyle bakalım
neydi sevgilinin koynuma kaçtığı tarih
yıllardan hangisiydi hangi mevsimdeydik ayın kaçıydı
koynummuş madem sevgilinin göz diktiği yer kaçmak için
incecik ürperişli gölgesi cismime neden kıydı
sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış
gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi
o yürek burkucu gençlik döngülerinde beni çark ettirişi
ses çürütüp bağrımda
böğrümden karaltı söktürüşü
niyeymiş boynumun tan yerine amade kılındığı silkinişler
türk ilinde fütur eylemeksizin la belle dame sans merci
sancak açsın diye mi

Prag’dan Würzburg’a doğru yol alan bir otobüs arka koltuğundaydık. Onlarca deftere o kadar çok saçma şey yazmışım. Ama hiçbirinde bu kadar duygusuz hissettiğimi hatırlamıyorum.

Yolda gördüğüm rüzgar değirmenleri sanki birer çark olmuş ruhumdaki bütün iyimserlikleri parçalayıp atıyor. Çok umutsuzum. Ama çok da ümitliyim geleceğim için onu fark ediyorum. Hiçbir beklentim yok, ama hiç bu kadar heyecanlı hissetmedim.

Nasıl oldu bu? Asıl mevzu biraz bunu irdelemekle aydınlanacak gibi. Avrupa’nın güzel ambalajlı bütün şehirlerini gördüm. Ama hiçbiri Prag’daki hostelin lobisinde savaştan kaçan Ukraynalı bir kadının Vietnam restoranına bakışı kadar şey anlatamadı bana. Kendimi Mustafa Kutlu hikayesinde gibi hissetmiştim hatırlıyorum. Aklıma Martin Heidegger geldi, ilk fırsatta Freiburg ve Strassburg’taki noel marketlerini görmem lazım. Şöyle diyordu Heidegger, hepimiz bu dünyaya istediğim dışında fırlatıldık (geworfen), onun için de özümüzde bir fırlamalık var. Bizi fırlatılırken bize sormadılar fırlatılmak ister misiniz diye. Ondandır bu sonu gelmez arayışımız. Eksik hissedişimiz, ruhumuzda tamamlanmaya açık gelen nokta.

Bu yüzdendir herkesin o arayıştan kopardığını kendi menfaatine yontması. Aklıma bir şiir gelmişti Prag’da; “Mossad besliyor Kafka’yı, Zen’i Amerika finanse ediyor.” Harbiden mi?

Bir sabah uyandım, çirkin ama zevkten dört köşe bir Avrupa şehrinde, hatta tam merkezinde. Aldatılmışlıklarımı koydum. 40 senesini üst üste koyup da kurduğu piramitin altında kalan adamı düşündüm mesela. Hiç akletmez mi? Belki. Ama beni az da olsa sevdiyse aklettiği anlar sayesinedir.

Birkaç kat aşağıda pastanemsi bir yerde kahvaltı edecektim. Şiir yazmaya çalıştığım yıllar geldi aklıma. Ne kadar da yalnızmışım. Şimdi değilim. Sadece tek başınayım.

Çok konuştuğum zamanları hatırladım. Tarık Buğra, Aziz Adil Beğ, Ömer el-Hüseyni, Cağaloğlu Yokuşu, Şehremini. Şimdilerde en güzel, en rafine bildiklerimi, öğrendiklerimi hep kendime saklıyorum. Bazen bir yürüyüşe çıkınca başlıyoruz sohbete, o anlatıyor ben karşılık veriyorum. Hiç hayal etmemiştim iş hayatı ve finansta uzmanlaşırken Alvarlı Efe ve Mefisto’nun yoldaşım olacağını.

Birkaç seneye kalmayacak her şey çökecek. Üstel fonksiyon sınırlı kaynaklarla ilerleyemez çünkü. Yani biz Hegel’e söyletelim, dedirtelim ki sonuçlarıyla kendisine ve çevresine zarar veren bir nesne intihar ediyordur.

Finans piyasaları yıkılıp gidecek. Enflasyon bir dert olmaktan çıkacak. Para teorisi tekrar tartışılacak. Herkes Keynes’i bir daha düşünecek. Banka diye bir şey kalmayacak. Tefeciler bile yok olacak. Herkesin ve her şeyin banka olduğunu göreceğiz.

Böyle bir gerçekte nasıl inandığımı yaşar, yaşadığıma inanırım; bunu öğrendim. Şeytan ruhumu ve imanımı çok istedi, satmadım. Ona iyimserliğimi, güven duygumu emanet verdim. O da bana yalancılarla kumar oynamayı, dürüstlere borç vermeyi ve risk almayı öğretti. Yeterince adil.

Zaman su gibi akmış. Sızıyı gidermiş, ama sızladığını kimseler görememiş.

Büyük dersleri erittim o suda, bir yudumda da diktim kafama. İnsanlar yalancıdır, dünya kimseye senet çek vermez, tavşan istediği kadar küsse de dağ gram iplemez. Değerleri ve doğruları bulduğunu hissedince sımsıkı sarıl, bırakma sakın.

Başarı ve mutlu olmak bir illüzyon. Gerçek değiller. Bu yüzden onlara sahip olmak çok kolay, olduğuna inanmak imkansızdan az kolay.

Kaderimiz secilerle yazılmıyor. Zümrüt saatte tutulmuyor. Şimdiden görüyorum çok kazandığımı, sırrını da yolunu da buldum. İpek bir mendile sardım. Koynumda saklıyordum eskiden şimdi yastık altında duruyor.

İnsanlar ne demek istemediğimi anladıklarında elde ettim demek. Kafaları karışırsa doğru yoldayım. Venezzuellalı bir çoçuğun dövmesiydi; “God is greater than up and downs”.

Kuralları ve yol haritasını unutursan başla baştan. İstediğine erişebilmek çok kolay olduğu için kimse cesaret edemiyor. Kendini yeniden anlamlandıracaksın sadece. Maksimum birkaç hafta alacak. Yeterince irade bulamaz da pes edersen kızma kendine. Yeniden yeniden. Allah, peygamberine bile tattırdı yenilgi imtihanını.

Yeniden. Öyle ya da böyle. Fazlasıyla mümkün. Süresine takılma. Bir gün sen de uzanacaksın musalla taşına, yeniden yapmak imkansız olacak. Yol ayrımları güzeldir her zaman.

Ben niye aldatıldım? Niye herkes aldatmak içn başka bir yol seçti. Bilemem. Bizi aldatan bizden değildir. Ben bunu bilirim. Aldatılmak senin suçun değildi, aldatmak da onların. Tercihler sadece, kendilerini yeniden anlamlandırmak için.

Yarın için kendin için ya da temaşa edenler için endişelenme. Olacak olan olur. İnsanlar yalancıdır. Krizler tekrarlanır. Çareler tükenmez. Biraz sağlık olsun, biraz güven biraz da özgürlük; her şey mümkündür!

--

--

Ahmet Ekmel Karaman

Cağaloğlu, Koç University, FSFM & Blockchain, Finance, International Relations, Macroeconomics . They call me Consigliere